TGC'den Cinsel Tacizi Önleyici Politika Belgesi

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Kadın Gazeteciler Komisyonu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü öncesinde, medyada cinsel şiddet ve tacizin önlenmesine yönelik kapsamlı bir politika belgesini kamuoyuna açıkladı.

TGC Burhan Felek Konferans Salonu’nda 24 Kasım 2025 Pazartesi günü düzenlenen “Medyada Cinsel Şiddet ile Cinsel Tacizin Önlenmesi ve İşverene Düşen Sorumluluklar” başlıklı toplantıda, medya kuruluşlarının uygulamasına önerilen Medyada Cinsel Tacizi Önleyici Politika Belgesi tanıtıldı.

“Tacizden arındırılmış çalışma ortamı artık zorunluluk”

Toplantının açılışını yapan TGC Başkan Yardımcısı İhsan Yılmaz, cinsiyete dayalı şiddetin çalışma hayatındaki en görünmez ama en ağır ihlallerden biri olduğunu vurguladı.

Medya sektörünün bu tablonun dışında olmadığını söyleyen Yılmaz, TGC Kadın Gazeteciler Komisyonu’nun yıllardır yürüttüğü çalışmaların ifşa süreçlerinde dayanışmayı güçlendirdiğini, 2016 tarihli Toplumsal Cinsiyet Eşitlikçi Haber Kılavuzunun da bu çabanın önemli bir ayağı olduğunu hatırlattı.

Yılmaz, uluslararası sözleşmeleri esas alan politika belgesinin soruşturma süreçlerinden yaptırımlara, destek mekanizmalarından eğitime kadar ayrıntılı hükümler içerdiğini belirterek, “Güvenli ve onurlu, tacizden arındırılmış işyeri artık tercih değil zorunluluk” dedi.

Kadın gazetecilerin deneyimlerinden kurumsal politikaya

Toplantının ilk oturumunu yöneten TGC Yönetim Kurulu Üyesi ve Kadın Gazeteciler Komisyonu Koordinatörü Göksel Göksu, Komisyonun 2013’ten bu yana yürüttüğü çalışmaları anlattı. 2016’da hazırlanan haber kılavuzu sayesinde birçok haber merkezinde eril dile müdahale edildiğini söyleyen Göksu, “Bugün ‘bilim adamı’ yerine ‘bilim insanı’ deniyorsa bunda kadın gazetecilerin payı büyük” dedi.

Göksu, 2025 yazında sinema ve fotoğraf sektörlerinde başlayan taciz ifşalarının medyaya da yansımasıyla, işyerlerinde önleyici bir sistem oluşturmak için harekete geçtiklerini belirterek, kadın gazetecilerin katılımıyla bir cinsiyet politika belgesi hazırladıklarını, hedeflerinin bu belgenin medya kurumlarında kurumsal yapıya dönüşmesi olduğunu açıkladı.

“Sorun kişisel değil, yapısal”

Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Prof. Dr. Bertil Emrah Oder, işyerinde cinsel tacizin sadece bireysel davranışlar değil, patriyarkal güç ilişkilerinin sonucu olan yapısal bir sorun olduğunu söyledi. Medyanın hem toplumsal cinsiyet kalıp yargılarını yeniden ürettiğini hem de kadın gazetecilerin giderek daha görünür hale geldiği bir alan olduğuna dikkat çeken Oder, meslek kuruluşlarının politika belgeleri, davranış kodları ve inceleme süreçleriyle bu alanı öncelik haline getirmesinin önemine değindi.

Oder, bu tür belgelerin “insan onuruna dayalı, toplumsal cinsiyet bilincine sahip yayıncılığın” önünü açacağını vurguladı.

“Kadın gazetecilerin yüzde 63’ü şiddetin hedefinde"

bianet editörü Evrim Kepenek ise uluslararası araştırmalara göre kadın gazetecilerin yaklaşık üçte ikisinin meslek hayatı boyunca en az bir kez şiddet ya da tacizle başetmek zorunda kaldığını hatırlattı. En sık görülen şiddet biçimlerinin sözlü ve fiziksel cinsel taciz, mobbing, sosyal medyada hedef gösterme ve çevrimiçi saldırılar olduğunu aktaran Kepenek, saldırganların önemli bölümünün erkek meslektaşlar, yöneticiler ve çevrimiçi gruplar olduğuna dikkat çekti.

Kepenek, ILO’nun C190 sayılı “Şiddet ve Taciz Sözleşmesi”nin eksiksiz uygulanmasının ve işyerlerinde şiddet ile tacizi açıkça tanımlayan, önleyen ve yaptırıma bağlayan kuralların oluşturulmasının zorunlu olduğunu söyledi.

Dijital şiddet ve etik sorumluluk

Eşitlik İçin Kadın Platformu’ndan Selin Nakıpoğlu, habercilikte mağduru suçlayan dilden vazgeçilmesi gerektiğini; fail odaklı, insan onuruna saygılı bir dilin hem etik hem hukuki zorunluluk olduğunu belirtti. Özellikle dijital mecralarda nefret söylemi, hedef gösterme ve çevrimiçi saldırılara karşı etkin mekanizmaların geliştirilmesi gerektiğini söyleyen Nakıpoğlu, kadın gazetecilere yönelik çevrimiçi şiddetin düzenli biçimde raporlanmasının önemine işaret etti.

“Şiddete sıfır tolerans haber diline de yansımalı”

İkinci oturumun moderatörü TGC Kadın Gazeteciler Komisyonu Başkanı Ayşegül Aydoğan Atakan, cinsiyetçi haber dilinin şiddet ve ayrımcılığı beslediğini söyledi. Komisyonun toplumsal cinsiyet eşitlikçi haber kılavuzu ve eğitimleriyle medya dilini dönüştürmeye çalıştığını belirten Atakan, tüm gazetecileri cinsiyetçi ifadelerden uzak durmaya ve “şiddete sıfır tolerans” ilkesini haber diliyle de benimsemeye çağırdı.

Sessizlik kültürü ve yapısal sorunlar

Milliyet Gazetesi Yazı İşleri Müdürü ve TGC Yönetim Kurulu Üyesi Pınar Aktaş, medyada cinsel şiddet ve tacizin kişisel değil yapısal bir sorun olduğunu belirterek, sessizlik kültürü büyüdükçe medyanın bu konuda haber yapma meşruiyetinin dahi zedelendiğini ifade etti. “Kendi evimizi temizlemeden başkasının karanlığını aydınlatamayız” diyen Aktaş, Milliyet’in BM Kadın Birimi’nin Nesiller Boyu Eşitlik Forumu’na katılan ilk medya kuruluşu olduğunu ve kadınların güçlenmesine dönük taahhütler verdiklerini hatırlattı.

Genç kadın gazeteciler çok katmanlı baskı altında

Birgün muhabiri Sarya Toprak ise genç kadın gazetecilerin sahada fiziksel ve sözlü taciz, polis şiddeti ve güvenlik riskleriyle; kurum içinde ise düşük ücret, güvencesizlik, mobbing ve “cam tavan”la karşılaştığını anlattı. Toprak, kadın gazetecilerin politika, adliye, ekonomi gibi alanlardan uzaklaştırılıp belli başlı haber kategorilerine yönlendirilmelerinin hem uzmanlaşmayı engellediğini hem de cinsiyetçi kalıpları yeniden ürettiğini söyledi.

Son yıllarda çevrimiçi taciz, deep fake tehditleri ve organize sosyal medya linçlerinin de baskıyı artırdığını vurgulayan Toprak, tüm bu koşulların kadın gazeteciler üzerinde oto-sansüre varan bir iklim yarattığını dile getirdi.